Göç Araştırmaları Derneği (GAR) tarafından yürütülen “Sınırları Aşan Sanat: Göç ve Dayanışma Üzerine Söyleşiler” dizisinin üçüncü konuğu olarak Bediz Yılmaz’la gerçekleştirilen söyleşi, 1 Ekim 2025’te GAR Blog’da yayımlandı. Söyleşinin tamamı için: gocarastirmalaridernegi.org
Müziğin Göçle Kesiştiği Yer: Evrim Hikmet Öğüt ile Söyleşi
Söyleşiyi gerçekleştiren: Bediz Yılmaz
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Etnomüzikoloji Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olan Evrim Hikmet Öğüt, 2015’te İstanbul Teknik Üniversitesi Müzikoloji Bölümü’nde tamamladığı doktora tezinden bu yana göçmen müzisyenlerin çalışmalarını yakından takip ediyor. Sanat ile göçün kesişimini etnomüzikolojik bir bakışla ele alan Öğüt, Iraklı ve Suriyeli müzisyenlerle yürüttüğü saha araştırmalarından hareketle, müziğin göçmen toplulukların görünürlüğünü, dayanışma ilişkilerini ve birlikte yaşam olanaklarını nasıl biçimlendirdiğini araştırıyor.
GAR: Göç ve müzik ilişkisini araştırma gündemine nasıl aldınız?
EHÖ: Doktora tezimde İstanbul’daki Keldani-Iraklı göçmenlerin müzik pratiklerini inceledim. O süreçte Göç ve Dans Atölyesi (GDA) sayesinde göçün varlığını daha geniş bir çerçevede görmeye başladım; müzik ve aktivizm o noktadan itibaren iç içe geçti. 2019’da alan çalışmamı tamamladığımda Suriyeli müzisyenlerle çalışmaya devam etmeyi düşünüyordum. Ardından pandemi geldi; göçmen müzisyenler için çalmak neredeyse imkânsız hale geldi. Sonrasında Suriye’deki saldırı, Beyoğlu’ndaki patlama, deprem, seçim kampanyaları… Her şey çok hızlı değişti.
GAR: “Sınırın Ötesinden Sesler” projesi bu süreçte nasıl ortaya çıktı?
EHÖ: 2016’da başladı. Göçmen müzisyenlerle video söyleşiler yaparak hem onları görünür kılmayı hem de müziğin göçle nasıl kesiştiğini belgelemeyi amaçladık. Aynı dönemde Açık Radyo’da “Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü” programını yaptım; arabalarında iş çıkışı dinleyenlerden çok olumlu geri dönüşler aldım. O yıllarda gerçekten umutluydum; müziğin farklı topluluklar arasında bir tanışıklık zemini oluşturabileceğine inanıyordum.
GAR: Müziğin dayanışmayı mümkün kılıp kılamayacağı meselesi araştırmanızın merkezinde. Bu konudaki düşünceleriniz nasıl değişti?
EHÖ: 2016’da müziğin farklı gruplar arasında tanışıklık için uygun bir zemin oluşturabileceğine inanıyordum. Bugün daha temkinliyim. Müzik bu potansiyeli taşıyor; ancak bu ancak gerçek ilişkiler ve sürdürülebilir yapılarla mümkün. Zoraki bir araya getirme değil, uzun soluklu bir ilişki kurma meselesi. Caz festivali atölyesini bir kez yaptım ve devam etmek istemedim; insanları tek seferlik bir deneyim için buluşturmak yetmez. Asıl olan, iletişim ağlarını kurmak ve sürdürmek.
GAR: Sanatın araçsallaştırılması riskini nasıl değerlendiriyorsunuz?
EHÖ: Bu çok önemli bir sorun. Kurumlar sanatı ve sanatçıları belirli bir amaç için araçsallaştırdığında, sanatçının kendi ajansı ve ifadesi ikinci plana itilir. Göçmen müzisyenler açısından bakıldığında bu daha da hassas; zaten görünürlük mücadelesi veren insanlara “temsil” rolü yüklemek onları araçlaştırmak anlamına gelebilir. Buna dikkat etmek gerekiyor.
Söyleşinin tamamı için: GAR Blog – Sınırları Aşan Sanat: Göç ve Dayanışma Üzerine Söyleşiler – III