Anna Magdalena ve Diğer Besteci “Kız Kardeşler”

baamta

J.S. Bach’ın Anna Magdalena Albümü’nün kayıt kapağında Bach ailesinin bir kısmı. Bilin bakalım çocuk kimin kucağında.

Bir çeviri haber aracılığıyla, Barok dönemin önemli bestecisi Johann Sebastian Bach’ın bir kısım yapıtının aslında ikinci eşi Anna Magdalena tarafından bestelenmiş olabileceği fikrini ortaya atan bir bilimsel çalışmadan haberdar olduk. Oysa biz Anna Magdalena’yı kocasının kendisi için bestelediği basit bir albümden bilirdik.

Martin Jarvis’in araştırması ve iddiaları büyük ölçüde, el yazısıyla kopya etmek ve kendi aklındakini aktarmak arasındaki farka odaklanıyor. Elbette böyle bir çalışma ancak J.S. Bach ve Anna Magdalena’nın yapıtlarının saptanması, ayrıştırılması ve bestecilik stillerinin müzikolojik açıdan incelenmesiyle bütünlenebilir. Ancak asıl soru şu, “söz konusu yapıtlar gerçekten Anna Magdalana’ya ait çıksa şaşırır mıyız?” “Yoo, hiç de değil!”

Bu cevabı yadırgayan varsa, tarih anlatısının egemenin elinde, onun gözünden ve diliyle yazıldığını hatırlayalım. Erkek egemen bir dünyada bu anlatının kadınları görmezden gelmesi, görünmez kılması da sürpriz değil elbette. Aslına bakarsak, bir koca müzik tarihinin/canon’unun erkek bestecilerin geçit töreni görünümünde olması -elbette bu sanat tarihi için de geçerli- çok daha şaşırtıcı değil mi?

İkinci dalga feminizmin önemli bir katkısı, tam da tarih yazımının tartışıldığı, görünmeyenin, anlatılmayanın, sıradan, gündelik olanın tarihinin yazılmaya başlandığı bir dönemde kadınların tarihine odaklanması oldu. Elbette bu çaba kısa sürede müzikoloji/müzik tarihçiliği alanına da sirayet etti ve 1980’lerde feminist müzikoloji bir çalışma alanı olarak belirginleşirken, kadın müzisyenlerin hikayeleri yazılır, yapıtları incelenir hale geldi. Feminist müzik tarihçiliği bize, müzik tarihinde adını duyduğumuz bazı kadınların, Fanny Mendelssohn örneğindeki gibi sadece kız kardeş veya Clara Schumann ve Alma Mahler gibi eş değil, aynı zamanda eşlerinin, erkek kardeşlerinin ve babalarının gölgesinde kalmış, hatta onlar tarafından engellenmiş besteciler olduklarını gösterdi. Bu noktada küçücük bir parantez açalım ve kabaca bir genellemeyle, babaların kızlarını modern, meslek sahibi kadınlar olmak için erkek kardeş ve eşlere oranla daha fazla desteklediğini hatta Clara örneğindeki gibi onları kendi elleriyle eğittiklerini hatırlayalım; aynı babaların kendi eşleri söz konusu olduğunda nasıl davrandıklarını söylemeye bilmem gerek var mı? (zaten Clara’da babası tarafından besteciliğe değil, yorumculuğa yönlendirilmişti).

Anna Magdalana’ya dönecek olursak, onun hikayesini tam da erkek egemen tarihin bize anlattığı gibi biliyoruz. Orada olan ama görünmez olması istenen, tarihe aktör olarak değil de olsa olsa kocasının hayatını kolaylaştırıp müziğini kopya eden bir “yardımcı” pozisyonuyla iştirak eden bir kadın. Kadınlara yakıştırılan bu tali pozisyon, müzik tarihinde sıklıkla kendini kadına biçilen yorumcu rolüyle gösterir. Zira Rönesans’tan bu yana orta sınıf bir ailede iyi eğitimli bir genç kız -müstakbel eş ve anne- olmanın gereği de eve gelip giden misafire enstrüman çalmak, şarkı söylemek değil midir? Yaratıcılık, yani bestecilik ise erkeklere bırakılması gereken, entelektüel birikim ve üstün yetenek isteyen, ciddi bir uğraştır.

Oysa biliyoruz ki kadınlar karşılaştıkları engellemelere, toplumsal yargılara, kendilerine yakıştırılan ikincil pozisyona, tüm bu sebeplerle ulaşamamış olabilecekleri eğitime ya da kamusal alanda kendilerine çizilen sınırlara rağmen tarihin her döneminde yaratıcılık alanında da var oldular, oluyorlar. Anna Magdalena ve diğer besteci kız kardeşlerimiz gibi…

Reklamlar

3 Comments

  1. Bach Beethoven Mozart Wagner Schubert Dvorak Brahms Chopin Lizst Schumann Mendelssohn Saint-Saens Strauss Sibelius Telemann Hayden… gibi devlerin karşısına ancak büyük bir kaç erkek bestecinin eşi yada kardeşi kadınların kaynağı tartışmalı bestesini koyabiliyorsanız sorun sizin göstermeye çalıştığınız kadar tarihi kimin yazdığı meselesi değil demektir.Feminist dileklerle çıkıp yaptığınız zorlama iyi niyetli tarih yorumu çabaları tarihte varolan tartışmasız devlerin yanında sönük kalıyor.

    Beğen

    1. bir müzikolog olarak o kanonların yani sizin bahsettiğiniz devler geçidinin ne kadar problemli olduğunu iyi bilirim. bestecilik yeteneğinin sadece erkeklere “bahşedilmiş” olduğuna inanıyorsunuz da kadınların çok çeşitli sebeplerle bu etkinlikten uzak tutulmuş, göz ardı edilmiş ya da kendi isimlerini kullanamamış olduklarına inanmıyorsunuz öyle mi? erkekleri kadınlardan üstün gören bir özcülükten başka bir açıklaması yok bu yazdıklarınızın. ve şayet öyle düşünüyorsanız sizin ayrımcı zihninizle tartışmaya gerek bile duymam.

      Beğen

  2. Bahşedilmek, özcülük,üstünlük bunlar benim kullandığım kavramlar değil. Beethoven’ı Wagner’i Tchaikovsky’i [aa bu arada ismini yazmayı unutmuşum ! yazımı zor diye herhalde:)] Mozart’ı Brahms’ı ben daha çocukken izlediğim Walt Disney çizgi filmlerinde duyar bayılırdım. Büyünce duyduğumuz düğün marşları(Mendelssohn,Wagner) cenaze marşı(Chopin) gibi nerdeyse evrensel sosyal hayatın demirbaşı bestelerden bahsetmiyorum bile (bahsettim).Bi tarafta (üzgünüm erkek besteciler)bunlar varken, ilk defa bi kadın bestecinin bestesine hayatta az önce sizin yazınızı okurken rastladım ve dinledim.Ha bu durumu kadınlara imkan tanınmamasıyla açıklıyorsanız buna bi şey diyemem.Ne de olsa benim yorumum bugüne kadar varolan durumla ilgiliydi.Büyük besteciler erkekti diye de zavallı kendime bi pay çıkarmaya çalışıyo değilim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s