9/8 Roman Dansı: Bakılan ve Bakıldığını Bilen Bedenler

Birgün‘de yayınlandı, 12 Kasım 2015

Popüler kültürün üzerinden fütursuzca malzeme ürettiği toplulukların başında gelir Çingeneler. Türlü şakanın, eğlencenin hatta aşağılanmanın nesnesi olabilirler, zira popüler alanda üretilmiş Çingene profili, bu şekilde malzeme edilmeyi dert etmeyecek kadar da kalenderdir.

Pekiyi, müzik ve danstan ayrı düşünülmeyen (müzik ve dansın da bu bağlamda pek ayrı düşünülemeyeceğini belirtelim) bu çingene imajı gerçeği ne kadar yansıtıyor? Bu imaj hangi süreçlerle ve aktörlerce üretilmiş, dönüşmüş, çingeneler tarafından ne ölçüde benimsenmiş? Başka bir deyişle, Çingene toplumunun bu kimliğin yeniden üretimindeki rolü ne? Gonca Girgin’in 9/8 Roman Dansı kitabı, yukarıdaki sorulara, Çingene-Roman toplumunun belki de en çok görünürlük kazandığı dans pratikleri bağlamında yanıt arıyor.

Kitap, uzun süreli bir alan araştırmasını içeren akademik bir etnokoreoloji (etnochoreology) çalışmasının ürünü; yani Girgin, dans pratiklerini kültür bağlamında inceleyen bir akademisyen. Bu bakımdan çalışma aslen, ele aldığı her kavramı teorik düzeyde tartışan ve geniş bir literatüre yaslanan bilimsel bir inceleme. Fakat konunun güncelliği, örneklerin tanıdıklığı, sunulan etnografik veriler ve tarihsel-toplumsal art alanın titizlikle tartışılması kitabı geniş bir okur profili için ilgi çekici kılıyor.

Dans pratikleri, kültürel kimliği üretmek ve ifade etmekte en az müzik pratikleri kadar, hatta belki ondan daha somut biçimde iş görüyor. Zira biyopolitika kavramsallaştırması ile gelişen geniş literatürün ortaya koyduğu üzere, her birimiz, cinsiyetlendirilmeyi de içeren bir dizi kültürel bedenleşme sürecinden geçmiş, nasıl hareket edeceğini öğrenmiş hatta içselleştirmiş, kültürel bedenler taşıyoruz. Dans da dahil olmak üzere, bu bedenlerin gerçekleştireceği hiç bir performans, -elbette ona muhalefet etme potansiyelini de saklı tutarak- bu bedenleşmeden azade değil.

Çingene-Roman kültürü söz konusu olduğunda, bedenleşme, topluluğa biçilen rollerin kabulü, dönüştürülmesi ve yeniden üretilmesi süreçlerini bir arada içeriyor. Girgin, geniş bir coğrafyada çok çeşitli tezahürleri olan, karmaşık Çingene kimliğini ve bedenleşmesini, Çingene toplumunun deneyimleri üzerinden okurken, kültürel kimlik kavramına ek olarak, literatüre “tecrübe edilmiş, yaşanmış, yerleşikleşmiş” gibi çoklu anlamları içeren experiri sözcüğünü öneriyor. Zira tekil ve verili bir Çingene-Roman kimliği yok; tersine kendisine “uygun görülenle” müzakere eden, maruz kalan ama aynı zamanda stratejiler geliştiren, dönüşen bir kimlik, bakılan ama bakıldığının da farkında olan bedenler var.

Kitap kısaca, yaşadığımız coğrafyada, Osmanlı’dan bu yana eğlence piyasasının itibarsız eğlendiricisi, ulus devletin görünmez bir üyesi, romantik bir bakışın göçebe, özgür, ele gelmez kahramanı, kentin yerinden edileni olan Çingenenin; 9/8’lik ritmik kalıpla özdeşleştiği 1960’lardan itibaren adım adım popüler kültüre eklemlenen, bütün bu süreçte kendi kimliğini yeniden ve yeniden kuran bir topluluğun iyi anlatılmış hikayesi.

9/8 Roman Dansı, Çingene-Roman kimliğinin kuruluşunu ve dönüşümünü, toplumsal, ekonomik ve politik bağlamda düşünmeyi mümkün kılacak veri zenginliğiyle ele alırken, 2000’lerden sonra TV dizileri ve yarışma programları aracılığıyla benimsenen Çingene-Roman imajının ötesine bakmakla kalmıyor, kültürel kimliğin işleyişini, örnek bir tartışma üzerinden gündeme taşıyor.

http://www.birgun.net/haber-detay/bakilan-ve-bakildigini-bilen-bedenler-94902.html

 

İstanbul Müzik Piyasasında Roman Müzisyenler: Kimliğin Müzik Aracılığıyla Dönüşümü

Romanistanbul

Ayrıca bkz. Romanistanbul-Özgür Akgül belgesel (2012)

Agos Kitap’ta yayınlandı, Temmuz 2009

Özgür Akgül’ün, Nisan ayında yayımlanan kitabı Romanistanbul, Şehir Müzik ve Bir Dönüşüm Öyküsü, müzik yayıncılığının son derece kısıtlı olduğu Türkiye’de, özgün ve bilimsel nitelikli bir çalışma olarak dikkat çekiyor.

Romanistanbul, halen Filmakademie Baden-Württemberg’de film müziği ve ses tasarımı çalışmalarına devam eden Özgür Akgül’ün, 2008 yılında İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji Bölümü’ne sunduğu yüksek lisans tezinin genişletilmiş ve titizlikle kitaplaştırılmış hali. Akgül’ün çalışması, İstanbul’da stüdyo müzisyenliği alanına hâkim olan Roman müzisyenlerin, 1960’lı yıllardan bugüne piyasa içindeki konumunu, müzik piyasasını şekillendirmeleri ve kendi kimliklerini yeniden inşa etmeleri açısından çok boyutlu bir biçimde ele alıyor. Akgül’ün konuyu akademik müzik çalışmaları içinde üzerinde fazla durulmayan piyasa ilişkileri bağlamında inceliyor olması ayrıcalıklı bir öneme sahip.

Akgül’ün araştırması, İstanbul’un müzik piyasası içinde 2000’li yılların başından itibaren yaptığı gözlem ve kişisel görüşmelere dayanmakta. Bu malzemeyi ayrıntılı biçimde yorumlayan ve teorik tartışmaların hizmetine açan bu çalışmanın merkezini, Roman kimliğinin müzik aracılığıyla dönüşümü oluşturuyor.

Akgül, Roman/Çingene kimliğinin, büyük ölçüde yaşam biçimleri ve kültürel ortaklıklar çevresinde belirginleşen bir etnik kimlik olarak, mesleki planda kurulduğuna dikkat çekiyor. Müzisyenlik, bu bağlamda, Romanlar açısından “meslek temelli toplumsal entegrasyonun” en açık biçimde izlenebildiği alanlardan birini oluşturuyor. Mesleki ilişkiler, müzik açısından, Roman toplumunun geleneksel yapısının korunduğu bir alana işaret ediyor; eğitim, ortak bir kimlik ve yaşam biçimi oluşturma gibi işlevler de üstleniyor.

Akgül, müziğin, Roman kimliğinin dışarıdan algılanışında da önemli bir rol oynadığını vurguluyor. Bir yandan TV dizileri ve yarışma programlarıyla popüler kültür alanına yansıyan, egzotikleştirici bir bakış, müzik aracılığıyla önyargıları besleyerek, karikatürize bir Roman kimliği kurgularken; diğer yandan, Roman müzisyenlerin, düğün çalgıcılığından, solo enstrumantal projelere uzanan bir çizgide giderek artan bir saygı ve beğeni kazanması, müzik aracılığıyla bir toplumsal entegrasyon sürecinin işlediğini ortaya koyuyor.

Roman müzisyenlerin müzikal eğitiminde önemli bir yere sahip olan ve bugün İstanbul’daki pekçok Roman müzisyenin temel müzikal formasyonunu oluşturan düğün müzisyenliği, hala Roman müzisyenler arasında yerel müzik gelenekleri ile en temel ilişki alanını oluşturmaya devam ediyor. Ancak tarihsel süreç içinde Roman müzisyenlerin mesleki kariyerlerinin, düğün müzisyenliğinden, büyük şehirlerde fasıl ve gazino icracılığa ve 1960’lardan itibaren İstanbul’da gelişmekte olan kayıt piyasasının profesyonel icracıları olmaya uzanan bir çizgide gelişerek çeşitlendiğini görüyoruz. Bu çizginin son noktasını ise, Akgül’ün çalışmasının odağındaki enstrumantal solo ve grup performansları oluşturuyor.

Bu tarihsel süreçte Roman müzisyenlerin icra potansiyellerinin ve icra stillerinin hem çeşitlendiğine hem de dönüşüme uğradığına dikkat çeken Akgül, bunu aynı zamanda Roman müzisyenlerin kendi potansiyellerini fark ettikleri bir süreç olarak da değerlendiriyor. Roman müzisyenlerin kendi potansiyellerini fark etmeleri ve müzik piyasası içinde giderek saygın bir konuma yükselmeleri ise, onları kimliklerini yeniden değerlendirmeye ve daha güçlü bir kimlik algısı geliştirmeye yönelten etkenlerin başında yer alıyor. Tabii, bu müzik aracılıyla gelişen/dönüşen kimlik algısının yalnızca Roman müzisyenler ya da Roman toplumu içinde değil, aynı zamanda Romanlara dışarıdan bakışta da izlenebildiğini söylemek mümkün.

Roman müzisyenler, geçmişten bugüne, çeşitli icra alanlarında, farklı müzikal tür ve stilleri icra etmekte olan bir “kozmopolit işgücünü” oluştururken, aynı zamanda bu stiller üzerinde dönüştürücü bir rol de üstleniyorlar. Akgül, Roman müzisyenlerin de katkısyla oluşan Arabesk müziğin ise bugün, yine büyük ölçüde bu müzisyenler aracılığıyla, Türkiye’deki müzik iklimine hâkim olmaya devam ettiğini ileri sürüyor. Arabesk, Fantezi, Pop gibi müzikal türler arasındaki sınırların belirsizleştiği, türlerin, ortak müzikal öğeler aracılığıyla benzeştiği bir sürecin sonucu olan “2000’ler Arabeski”, yalnızca Türkiye’de değil, Ortadoğu’da büyük bir talep görüyor ve İstanbullu Roman müzisyen ve prodüktörler, Ortadoğu müzik piyasasına yönelik çalışmalarıyla, buradaki müzik ortamının dönüşümünde de rol oynuyorlar. Akgül’ün, bugünün İstanbul müzik piyasasında üstlendikleri belirleyici roller açısından incelediği Roman müzisyenlerden İsmail Tunçbilek, Dubai, Mısır, Lübnan gibi Arap piyasalarına yaptığı albümlerle bu dönüştürücü etkinin önemli örneklerinden birini oluşturuyor. Tunçbilek ayrıca, Arabesk müziğin önemli bileşenlerinden biri olan Roman yaylı gruplarının müzikal stilleri üzerinde oldukça etkili olmuş bir isim. Akgül’ün, Arabesk müziğin bugün hala İstanbul müzik ortamına hâkim olduğunu ileri sürerken başvurduğu önemli argümanlardan birini de Roman yaylı gruplarının bu piyasa içinde merkezi bir önem taşıması ve bu grupların temsil ettiği yaylı sound’unun piyasaya hakim olması oluşturuyor.

Akgül’ün mercek altına aldığı diğer bir Roman müzisyen de hem enstrümantal grup projeleri hem de solo çalışmalarıyla ön plana çıkan Hüsnü Şenlendirici. Şenlendirici, müzik aracılığıyla Roman kimliğinin dışarıdan algılanışında bir farklılık yaratırken, bu değişim, Şenlendirici’yi model alan Roman müzisyenlerin kendi kimliklerini algılayışlarında da gözlemleniyor. Şenlendirici’nin icra alanına getirdiği yeni açılımlar ise, yerel icra ortamlarından, İstanbul müzik piyasasına kadar, Roman müzisyenlerin icra stilleri üzerinde dönüştürücü bir etkiye sahip.

Kitapta, üzerinde ayrıntılı olarak durulan güncel projeler arasında, Laço Tayfa ve Dolapdere Big Gang gibi, ağırlıklı olarak Roman müzisyenlerin oluşturduğu grupların çalışmaları da yer alıyor. Akgül, bu grupları Türkiye’de de giderek büyüyen bir pazar oluşturan World Music piyasası bağlamında değerlendiriyor. Her ne kadar, yerel müzikleri bir tür “renk” olarak kullanan World Music çalışmaları, “ötekinin ve onunla kurulan asimetrik güç ilişkisinin tescil edilmesi” bağlamında değerlendiriliyor ve bu açıdan çokça tartışılıyorsa da, Akgül, bu tür projelerin Roman müzisyenlerin müzikal yaklaşımlarında ufuk açıcı bir rolü olduğunun da altını çiziyor.

Roman müzisyenlerin icra tekniklerini ve farklı müzikal stilleri seslendirmedeki becerilerini geliştirdikleri ölçüde müzik piyasası içinde giderek daha güçlü bir pozisyon kazanmaları ve icracılığın ötesinde, prodüktörlük yaparak piyasa içinde söz sahibi olmaları, kendi kimliklerini giderek daha güçlü bir biçimde algılamalarını ve daha güçlü bir biçimde dillendirmelerini de sağlamıştır. Düğün müzisyenliğinden, solistliğe uzanan çizgide, müzik, Roman kimliğine içeriden ve dışarıdan bakışın dönüştüğü bir mecra olarak karşımıza çıkmaktadır. Akgül’ün, Roman kimliğinin müzik aracılığıyla dönüşümünü piyasa ilişkileri bağlamında ortaya koyduğu Romanistanbul, Roman müzisyenlerin gerek yerel müzik geleneğiyle, gerekse müzik piyası ile ilişkisini, bir yönlendirme veya tabii olma ilişkisinden ziyade, karşılıklı bir ilişki olarak değerlendirilmesi açısından da güçlü bir bakış ortaya koyuyor.

Romanistanbul, kitabın sunuş yazısını yazan ve Roman müziği alanında akademik çalışmalarıyla tanınan etnomüzikolog Sonia Tamar Seeman’ın da belirttiği gibi, Türkiye müzik sahnesinin ayrılmaz bir parçası olan Roman müzisyenlerin “sesini duyurmak” gibi önemli bir işlev üstlenmenin yanı sıra, Türkiye müzik piyasasının karmaşık ilişkiler ağını ve burada gelişen iktisadi ilişkilerin kimlik meselesi üzerindeki derin etkilerini gözler önüne seriyor. Akgül’ün kullandığı akıcı dil ve müzisyenlerle yapılan görüşmelerin olduğu gibi aktarılması da Romanistanbul’u cazip bir okuma haline getiriyor.

Akgül’ün aynı adlı belgeselinin fragmanı

Bu da benden olsun

[youtube.com/watch?v=5cltrT1i21U]