Müzik, Göç ve Aradalık

Arada Derneği’nin düzenlediği Aradalık seminer dizisi dahilinde 19 Eylül 2020 tarihinde gerçekleşen Müzik, Göç ve Aradalık başlıklı konuşmanın video kaydına linkten erişilebilir.

Göç ve Müzik Üzerine Birlikte Düşünmek

Beyond İstanbul, Mekanda Adalet ve Mültecilik sayısında yayınlandı (7/2019)

Fotoğraf: M. Cevahir Akbaş

Evrim Hikmet Öğüt, Omer Alkilani

Evrim:

On yıla yakın bir zamandır İstanbul’da yaşayan farklı göçmen toplulukların müzik pratiklerini, “göç deneyimini müzik üzerinden okuyabilir miyiz?” ve “göçmen topluluklar müziği nasıl kullanırlar?” gibi temel sorular üzerinden anlamaya çalışırken aynı zamanda alanda çalışmayı, el yordamıyla öğreniyorum. Özellikle göç gibi politik -sadece etik değil- bir mesele üzerine çalışırken, araştıran-araştırılan ikiliği de dahil olmak üzere alanda mevcut sayısız hiyerarşik güç ilişkisini aşmaya yönelik yöntem ve araçlar geliştirme çabası, en azından benim deneyiminde, her zaman yeni soruları beraberinde getiriyor.

Mekanda Adalet’in bu özel sayısı için müzisyen Omer Alkilani ile birlikte giriştiğimiz, ortak bir metin ortaya çıkarma girişimi de benzer bir arayışın ürünü. Bu acemice deneme, yerli-göçmen ve teori-pratik arasındaki hiyerarşileri sarsmaya katkı sağlar mı bilemiyoruz. En azından, bizim için birlikte düşünmeye ve birbirimizin düşünme şeklini biraz daha iyi tanımaya vesile olacağını umduğumuz bu deneme de kuşkusuz yeni sorular doğuracak.

Omer, yaklaşık 5 yıl önce Halep’ten göç etmiş 19 yaşında bir Arap müzisyen. Onun deneyiminin tüm Suriyeli müzisyenlere mal edilemeyeceği muhakkak, bu noktada “Suriyeli” tanımının içerdiği aşırı genellemeyi de göz önüne almakta ve Suriye’den gelen göçmenlerin homojen bir topluluğu oluşturmadığının altını bir kez daha çizmekte yarar var. Özellikle Suriyeli Kürt ve Arap müzisyenlerin deneyimi büyük ölçüde birbirinden ayrılıyor. Öte yandan, iki yılı aşkın süredir devam eden alan çalışmamın verilerine dayanarak, Omer’in kurduğu pek çok cümlenin özellikle Arap müzisyenler tarafından paylaşılan ortak bir deneyimin ifadesi olduğunu söyleyebilirim. 

Suriyeli müzisyenlerin İstanbul’daki sokak müziği pratiklerine odaklanan bu metni kurabilmek için öncelikle Omer kendi kişisel deneyimine ilişkin kısa bir metni Arapça olarak kaleme aldı. Metin Türkçe’ye çevrildikten sonra[1], oldukça iyi Türkçe konuşan Omer çeviriyi kontrol etti. Daha sonra ben, onun yazdıklarından yola çıkarak, başka görüşmeler ve gözlemler çerçevesinde uzun süredir üzerine düşünmekte olduğum bu konu hakkında kendi görüş ve çıkarımlarımı yazdım ve müziksel boyutu açacak bir soru sordum. Sonunda, Omer benim metnimi okudu, sorumu yanıtladı ve kısa bir son söz ekledi.[2]

Omer: 

İstanbul’da, Taksim bölgesindeki İstiklal Caddesi’nde 3 yıldan fazla müzik yaptım. Bu tecrübenin hayatımda çok şeyi değiştirdiğini söyleyebilirim. İstiklal Caddesi, müzik alanında kariyer planlayan, kendini ispat etmek isteyen bir müzisyen için güzel bir sahnedir. Özellikle de başlangıç aşamasında. Çünkü Türkiye’nin en işlek caddesidir. Burası aynı zamanda bir müzisyene binlerce insanla tanışma, onlarla iletişim kurma, kendi müziğini sergileme imkanı sağlayan bir mekandır; burada tanıştığı insanlar aracılığıyla çeşitli etkinliklerde yer alma fırsatı bulur.

İstiklal Caddesi’nde gitar çalmak müzik yolculuğumda bana yardım edecek pek çok beceri kazandırdı. Bir grupla birlikte çalıyordum ve insanlar bize birçok teklif sunuyordu; mekanlarda müzik yapmak, resmi ya da özel partilerde çalmak, gazete ve televizyonlara röportajlar vermek gibi… Böylelikle müzisyen çeşitli mekanlarda kendini ortaya koyar, insanlar onu tanır ve böylece sanatçının yolculuğu başlar.

Suriyeli bir müzik grubu olarak İstiklal Caddesi’nde çalarken farklı tepkiler aldık. Pek çok insan biz çalarken performansımızı videoya kaydediyor ve bunu çeşitli sosyal medya hesaplarında yayınlıyor. İstiklal Caddesi’ndeki insanların çoğu bu şekilde davranıyor. Bazıları yüzlerinde bir gülümseme ile sadece izlemekle yetiniyor, bazılarıysa Arap müziği icra ettiğimiz için bizden hoşlanmıyor. Birçok kişi bize şöyle seslendi: “Gidin ve ülkenizde savaşın! Siz sokaklarda müzik yaparken, orda bir savaş yaşanıyor. Bu çok ayıp.”

Ben Suriyeli bir sanatçı olarak ülkemiz adına güzel şeyler yaptığımıza inanıyorum. Elimizdeki araç sanat ve biz onu sunabiliriz. Ülkemiz için elimizden gelen bu; Arap sanatını dünyanın her köşesine taşımak. Tüm dünyaya, ülkemizde yaşanan baskılara, şiddete rağmen “terörist Suriyeliler”in dışında başarılı Suriyelilerin de olduğunu göstermekte kararlıyız.

İstiklal Caddesi’nde müzik yaptığım 3 yılın ardından şimdi, hem sosyal hem sanatsal olarak çok daha fazla insanla iletişimim var. Arkadaşlarımın çoğuyla İstiklal Caddesi’nde müzik yapmam sayesinde tanıştım. Bu süreçte çok çabaladık ve sayısız başarılar kazandık. İstanbul’da bilinen bir Doğulu müzik grubu haline geldik. Sürekli olarak etkinliklerde ve konserlerde çalıyoruz. Özellikle İstanbul’da yaptığımız müzikten etkilenen -burada yaşayan ya da turist- çok sayıda Arap var.

Sanatını gurbette icra eden insanlar olarak karşılaştığımız sorunlar da var elbette; mesela polis sorunu. Çünkü İstiklal Caddesi’nde müzik yapılmasına izin verilmiyor. Birçok kez, sokakta müzik yaptığımız için polisler hakkımızda işlem yaptı ve para cezasına çarptırıldık. Ancak biz sokak müzisyenleri olarak sokakta çalmakta ısrarcıyız. Çünkü şimdilik önümüzde bunu yapmaktan başka bir seçenek yok. Ayrıca biz yasa dışı bir şey yaptığımıza inanmıyoruz. Biz insanları bir nebze gülümsetebilmek için çalıyoruz. Bu da İstiklal Caddesi’ne gelen insanların tam istedikleri şey. 

İstiklal’de farklı müzik kültürleriyle karşılaşabilirsin. İstanbul’da ya da başka bir yerde yaşayan çeşitli ülkelerden müzisyenlere denk gelebilirsin. Ben İstiklal’de Türk, Arap, Kürt, İranlı ve daha pek çok farklı kimlikte müzisyenle tanışma şansı elde ettim. Bu gerçekten çok hoş bir duygu. Bence Taksim bölgesinin güzel ve popüler olmasının nedenlerinden biri de bu. Bu caddede yürüyerek birçok ülkeyi “gezebilir” ve çeşitli kültürleri keşfedebilirsiniz. 

Sonunda 3 yıl boyunca aynı yerde aynı şeyi yapmaktan sıkıldım. Ancak sokak müzisyeni olarak yaptığım işe karşı hislerim genel olarak olumlu. Şunu söyleyebilirim ki sokaklarda çalmak hayatımı tamamen değiştirdi. İstiklal Caddesi’nde çalmayı hep çok sevdim. Çünkü müzik kariyerim için olumluydu. Sanat yolculuğumun başıydı.

Kariyerine sokakta çalarak başlayan, sonra uluslararası şöhret olan çok müzisyen var. Bu da beni, hem yakın hem uzak gelecek için iyimser kılıyor.

Evrim:

Omer’in metni, üzerine derinlemesine düşünebileceğim pek çok başlık açıyor. Bunların bir kısmını, birbirleriyle ilişki içinde ve zihin akışımı takip ederek tartışmaya çalışacağım. Bu tartışma, metnin en başında ifade ettiğim düşünme sürecine bağlayarak kendi dairesini tamamlamış olacak.

Suriyeli göçmenlerin emek piyasası içinde büyük ölçüde güvencesiz bir biçimde, uzun çalışma saatleri ve düşük ücretlerle istihdam edildikleri göz önüne alındığında, müzisyenliğin daha fazla imkana açılan, ayrıcalıklı bir konum oluşturduğu dahi düşünülebilir. Diğer yandan, Türkiye’de müzik piyasasının enformel biçimde sosyal ağlar üzerinden işlediği düşünüldüğünde, göçmen müzisyenlerin bu ağlara eklemlenmelerinin güçlüğü tahmin edilebilir. Bu güçlükle paralel biçimde, sokak müzisyenliği Suriyeli müzisyenler için bir zorunluluk olarak ortaya çıkan yeni bir deneyim. Ancak ortaya çıkma sebebi seçeneksizlik de olsa, Omer’in de ifade ettiği gibi, olumlu ve olumsuz yönleri bir arada barındırıyor. 

Göçmen müzisyenlerin sokak müzisyenliği deneyimi üzerine konuşurken, bu deneyimin sadece Suriyeli müzisyenlere özgü olmadığını belirtmek gerekir. Suriyeli müzisyenler için bu deneyimi tahayyül edilebilir kılan ise kendilerinden önce İranlı müzisyenlerin “sokağa çıkmış” olmaları. Omer’in de ifade ettiği gibi, büyük ölçüde göçmenlerin yarattığı çok dilli ortamın etkisiyle bu sahne kısa sürede Türkiyeli Kürt müzisyenlere de açıldı ve bugün, kış aylarında bile caddede dört dilde şarkılar duymak mümkün. 

Sokağın göçmen müzisyenler için ürünlerini tanıtabilecekleri bir tür açık sahne ya da ürünlerini sergileyebilecekleri bir pazar gibi iş gördüğünü söyleyebiliriz. Bu açık sahneye, özellikle Suriyeli göçmenlerin istihdam edildiği ve büyük ölçüde Arapça konuşulan ülkelerden gelen turistlere hizmet veren bir turizm sektörünün aracı aktörleri gibi müzisyenleri göçmen topluluğun en renkli ve ilgi çekici üyeleri olarak gören medyanın da erişimi var. Bu bakımdan sokakta müzik yapmak göçmen müzisyene gündelik geçimini kazanmaktan fazlasını vaat eden bir etkinlik. Omer’in bir üyesi olduğu Mood Band gibi bazı topluluklar, sokakta kuruluyor, sokak performansları ve sosyal medya aracılığıyla görünürlük kazanıyor, daha sonra dönemlik ya da kalıcı olarak kafelerde, restoranlarda ve turist teknelerinde çalışmaya başlıyorlar. Diğer bir deyişle, sokak müzisyenliği, göçmenlere büyük ölçüde kapalı olan müzik piyasasına alternatif bir piyasanın kuruluşunda önemli rol oynuyor.

Bir etnomüzikolog olarak sokakta çalınan repertuvarın nasıl şekillendiği de benim için önemli bir mesele. Gözlemim, geniş bir Arap coğrafyasından, geleneksel ya da popüler ama özellikle iyi bilinen ve hareketli şarkılardan oluşan dar bir repertuvarın dolaşımda olduğu. Suriyeli Kürt müzisyenler, sokakta özellikle Arapça şarkıların söylendiğinin altını çiziyorlar. Zira hem Arapça konuşulan ülkelerden gelen turistlerin beklentisi bu yönde hem de Türkiyeliler açısından makbul görünen Suriyeli topluluğun Araplar olduğu söylenebilir. Konuyu müzik açısından biraz derinleştirmek için, Omer’e sürekli çalınan bu repertuvar hakkındaki fikrini sormak istiyorum. Öncelikle, şarkıların sokakta nasıl bir değişime uğradığını, ikinci olarak, onun ve pek çok diğer müzisyenin kendilerine özgü farklı müziksel ilgileri varken her zaman aynı şarkıları çalmanın nasıl hissettirdiğini merak ediyorum.

Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi’nin, ticarileşmiş, alış-veriş ve turizm merkezine dönüşmüş, politik anlamlarından boşalmış, eski politik aktörlerinden “temizlenmiş”, Sennett’ci deyişle çökmüş bir kamusal mekanı temsil etmekle birlikte hala farklı toplumsal sınıflardan Türkiyelilerin, göçmenlerin ve turistlerin erişim sağlayabildiği bir karşılaşma mekanı olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bu karşılaşma mekanında göçmen müzisyenin çıkardığı sesler, etnomüzikolog Timothy Rice’ın deyişiyle zaman ve mekan içinde bir varoluşa işaret ediyor ve “ben buradayım!” diyor. Omer’in söz ettiği polis müdahalesi ve yerlinin nefret söylemi de bu var oluş iddiasına cevap üretmekte gecikmiyor. 

Suriyeli göçmenler, Türkiye’ye göçün başlamasından bugüne yaklaşık 8 yıl geçmiş olmasına rağmen hala “misafir” olarak görülmek isteniyorlar. Bugün Türkiye’de yaşayan üç buçuk milyon Suriyeli göçmen, Türkiye’nin göç politikası gereği, uluslararası sözleşmelerde açıkça tanımlanan mültecilik statüsüne sahip değiller. Onun yerine, büyük bir kısmı, uluslararası bir karşılığı bulunmayan, muğlak ve kırılgan “geçici koruma” statüsü altında. Vatandaşlık tartışması ise patlaması muhtemel bir bomba gibi olabildiğince gözlerden uzak tutuluyor. Oysa bizler biliyoruz ki vatandaşlık, en geniş anlamıyla, yasal statüleri aşan, deneyimsel bir oluş sürecine işaret ediyor. Göçmen müzisyenler, etnomüzikolog Martin Stokes’un kavramsallaştırmasıyla, hepimizi içine alan bir “müzikal vatandaşlık” deneyimi geliştiriyorlar.

Omer’in metni büyük ölçüde karşılaşmanın olumlu boyutlarına odaklanırken, olumsuz yönlerine cevabı, birbiri içine dolaşan iki fikri hatta ilerliyor. Bunlardan biri “Arap sanatını dünyaya tanıtma” arzusundan, diğeriyse Suriyelilerin sadece “teröristler” olmadığını kanıtlama zorunluğundan hareket ediyor. Bunu bir zorunluluk haline getiren elbette Türkiyelilerin Suriyeli göçmenlere bakışı. Nefret söylemi, “Gidin ve ülkenizde savaşın! Siz sokaklarda müzik yaparken, orda bir savaş yaşanıyor. Bu çok ayıp” cümlesinde kristalleşirken, iyi biliyoruz ki bu cümle genellikle “Türk askeri Suriye’de savaşırken…” ile devam ediyor. Elbette bu cümlelerin ardında ne Suriye’deki savaş hakkında bir tartışma ne de “Türk askerinin” neden orada olduğuna ilişkin bir sorgulama bulunuyor.

Göçmenlere yönelik nefret söyleminin karşısında üretilen “örnek göçmen” söylemi, göçmeni “ideal bir tipe” indirgeyerek, kişiliksizleştiren ve tarihsizleştiren bir söylem olarak özellikle STK’larca sıklıkla kullanılıyor. Avrupa Birliği ülkelerinin kapıları Suriyeli göçmenlere kapanmışken, göçe sebep olan politik, ekonomik ve ekolojik koşullara ilişkin sorumluk almak yerine, göçmenlerle “insani yardım” çerçevesinde ilişkilenen uluslararası örgütlerin kendi kampanyaları için “ideal” göçmen arayışına Türkiye’de de sıklıkla rastlanıyor. Omer’in kendisini bu söylemi yeniden üretmek zorunda hissettiğini düşündüren, “Tüm dünyaya, ülkemizde yaşanan baskılara, şiddete rağmen ‘terörist Suriyeliler’in dışında başarılı Suriyelilerin de olduğunu göstermekte kararlıyız” cümlesi bu yaklaşımın göçmen üzerindeki iz düşümü. 

Elbette göçmenleri makbul olanlar ve olmayanlar olarak sınıflandıranlar sadece STK’lar değil. “Zorunlu göç” kavramının kendisi bile diğer göç sebeplerinin “keyfi” olduğu imasını içerirken, “yerlilerin” ya da “vatandaşların” gözünde, sadece göçün sebebine değil, göçmenin “entegre olma” düzeyine, eğitim seviyesine, sınıfsal konumuna ve bir dizi kültürel koda göre belirlenen kategoriler bunlar. Bu vatandaşlar tanımı ne yazık ki hepimizi kapsıyor. Bu noktada, öncelikle “biz ve onlar” ayrımının zihnimizde bu kadar belirgin ve inkar edilemez olması gerçeğiyle yüzleşmek gerekiyor. Bu ikiliği inkar ederek ideal bir anlatı yaratmanın, tam da bu ikiliğin kırılmasına yönelik politik bir eylem geliştirmeyi imkansız kılacağını düşündüğümden, tersine tüm açıklığıyla ortaya koymayı gerekli görüyorum.

Bu ikiliği düşünmek, aynı zamanda, Türkçe konuşan yerli çoğunluk ya da vatandaşlar olarak göçmen topluluğa yönelik ilgimize yönelik eleştirel bir düşünme pratiği geliştirmek için de bir kapı aralıyor. Sahi, göçmenlerin deneyimini neden merak ediyoruz? Ya da gerçekten merak ediyor muyuz?

Soruyu retorik bir biçimde sorarsak, göç deneyimi üzerine okurken kendi ayrımcı bakışımızla yüzleşmediğimiz ve daha ileri giderek, bu deneyimi kendi vatandaşlık ve kentlilik deneyimimizle ilişkilendirmediğimiz, ortak meselelerimiz üzerinde birlikte eyleme kapasitemizi geliştiremediğimiz sürece bu merak “kolonyal” bir ilgiden öteye gidebilir mi?

Omer:

Çaldığımız şarkılarla ilgili soruna şöyle cevap verebilirim: Biz grubumuzla, Arap ülkelerinden ünlü şarkıları seçip onların cover’larını yapıyoruz. Cover’ları kendi yorumumuzla ve daha hareketli yapıyoruz. Bence İstiklal Caddesi’nde dans edilebilecek bir müzik çalmak lazım, çünkü insanlar oraya eğlenmek için geliyorlar. Hep aynı şarkıları çalmaktan sıkılmadın mı diye sorarsan, yeni şarkılar yapıyoruz, videolarını da çekip sosyal medyaya atıyorum, küçük stüdyomda kayıtlar yapıyorum ama birkaç tane şarkı var, onları İstiklal Caddesi’nde mutlaka çalmamız gerekir. Çünkü bütün Araplar o meşhur şarkıları bilirler. Sürekli o şarkıları çalmaktan biraz sıkılıyorum ama onları da her gün öncekinden daha güzel çalıyoruz, daha hareketli çalıyoruz. İstiklal Caddesi’nde sadece müzik çalmak yetmez bence, şov yapmak da önemli. Biz İstiklal Caddesi’nde hep şov yaparak çalıyoruz. Şarkıyı daha hareketli ve neşeli hale getiriyoruz.

Son olarak, Türkiye’de Arap kültürünü sevmeyenler var ama sevenler de çok. Bence bunu sanatla karıştırmamak lazım. Biz Türkiye’de Arap sanatçılar olarak siyasetle, ırklarla, dinlerle ilgilenmiyoruz. Bizim hedefimiz sanatımızı ve müziğimizi göstermektir diyebilirim. 


[1] Çeviriyi gerçekleştiren Ümit Doğru’ya teşekkür ederiz.

[2] Hem çeviri hem de Omer’in son sözleri üzerinde Evrim, Omer’in de isteği ve onayıyla Türkçe’nin kullanımına ilişkin küçük müdahalelerde bulundu.

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü – Claudia Bülbül

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü’nün 23 Ekim tarihli son programında kent sosyoloğu Claudia Bülbül’le İstanbul’daki Afro-kültür alanını ve Afrika ülkelerinden gelen göçmenlerin ve Afro-Türklerin bu alanla ilişkilerini konuşuyoruz. Programın kaydına linkten erişilebilir.

http://acikradyo.com.tr/podcast/209664

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü- Mehtap Demir 2

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü’nün 9 Ekim 2018 tarihli programında etnomüzikolog Mehtap Demir’le sohbetimiz devam ediyor. Sohbetimizin ikinci haftasında Türkiye’den İsrail’e taşınan müzikal etkileri konuşuyoruz. Programın kaydına linkten erişilebilir.

http://acikradyo.com.tr/podcast/209599

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü- Ulaş Özdemir

Etnomüzikolog Ulaş Özdemir’le Âşıkların göçünü konuştuğumuz 11 Eylül tarihli yayının ses kaydına linkten ulaşabilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/209179

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü-Sezgin İnceel

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü’nde Sezgin İnceel’le Almanya’daki Türkiyeli ailelerle yürüttüğü araştırma çerçevesinde çift dilli eğitimde müziğin rolünü konuştuğumuz 28 Ağustos 2018 tarihli programın podcast’ine linkten ulaşılabilir.

http://acikradyo.com.tr/podcast/209106

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü’nün tüm bölümlerine ulaşmak için:

http://acikradyo.com.tr/program/196924/kayit-arsivi

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü-Bilgihan Akbaba Bozok

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü’nde müzikolog Bilgihan Akbaba Bozok’la Karaağaçlı Pomak göçmen topluluğunun müzik pratiklerini ve Balkanlı kimliğinin müzik aracılığıyla kuruluşunu konuştuğumuz 14 Ağustos 2018 tarihli programın kaydına linkten erişilebilir.

http://acikradyo.com.tr/podcast/208958

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü- Martin Greve

Müzikolog Martin Greve’yle “Almanya’daki Türkiye’nin Hayali Müziği”ni konuştuğumuz 31 Temmuz 2018 tarihli Göçmenin Müziği Müziğin Göçü kaydına linkten erişebilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/208897

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü tüm programların podcast’lerine ulaşmak için:
http://acikradyo.com.tr/program/196924/kayit-arsivi 

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü-Hamode Sheikhali

Hamode Sheikali’yle eğitimden müzik piyasasına Suriye’de ve Türkiye’de müzisyenliği konuştuğumuz 17 Temmuz 2018 tarihli Göçmenin Müziği Müziğin Göçü kaydına linkten ulaşabilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/208583

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü-Dijan Özkurt/Çerkes Müziği

Dijan Özkurt’la Kafkasya’da ve Türkiye’de Çerkes müziğini konuştuğumuz 3 Temmuz 2018 tarihli programın kaydına linkten ulaşabilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/208582

Ses Kaydı (26): Evrim Hikmet Öğüt ile göçmenin müziği, müziğin göçü üzerine söyleşi

Kaynak: Ses Kaydı (26): Evrim Hikmet Öğüt ile göçmenin müziği, müziğin göçü üzerine söyleşi

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü-Hozan Othman

Suriyeli Kürt müzisyen Hozan Othman’la 5 yılı aşkın süredir İstanbul’da yaşayan bir müzisyen olarak deneyimini konuştuğumuz 5 Haziran tarihli Göçmenin Müziği Müziğin Göçü kaydına linkten ulaşabilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/208373

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü- Omer Alkilani/Mood Band

İstanbul’da Suriyeli müzisyenler tarafından kurulan Mood Band’i ve göçmen müzisyenlerin İstanbul’da müzik yapma imkanlarını grubun üyelerinden Omer Alkilani ile konuştuğumuz 19 Haziran tarihli Göçmenin Müziği Müziğin Göçü kaydına linkten ulaşabilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/208374

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü- Country for Syria

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü’nde Owen Harris’le, farklı göçmenlik deneyimlerini bir araya getiren Country for Syria’yı konuştuğumuz 22 Mayıs tarihli programı linkten dinleyebilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/207855

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü tüm kayıt arşivine erişmek için:

http://acikradyo.com.tr/program/196924/kayit-arsivi

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü- Sungu Okan/Stravinski

Akademisyen Sungu Okan’la 20. yüzyıl bestecisi Igor Stravinski’nin Rusya’dan Avrupa’ya ve Kuzey Amerika’ya serüvenini ve göçün bestecinin müziğine etkisini konuştuğumuz 8 Mayıs tarihli programa linkten ulaşabilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/207854

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü tüm kayıt arşivine erişmek için:

http://acikradyo.com.tr/program/196924/kayit-arsivi

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü-Bülent Kabaş

Akademisyen Bülent Kabaş’la Almanya’daki Türkiyeliler merkezde olmak üzere “alternatif diasporaların” müziğini konuştuğumuz 24 Nisan tarihli programın kaydına linkten ulaşabilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/207308

Kayıt arşivinin tamamına erişmek için:

http://acikradyo.com.tr/program/196924/kayit-arsivi

Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü- Belma Oğlu Kurtişoğlu

Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü’nde etnomüzikolog Belma Oğul Kurtişoğlu’yla Boşnak müziğini ve göçü konuştuğumuz 10 Nisan tarihli program şimdi sitede! Linkten dinlenebilir ve podcast olarak indirilebilir.

http://acikradyo.com.tr/podcast/207132

Programın şu ana kadar yayınlanmış 12 bölümü kayıt arşivinde:

http://acikradyo.com.tr/program/196924/kayit-arsivi

Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü- Pınar Öğrenci

Sanatçı Pınar Öğrenci’yle üstümüzden Hafif Bir Rüzgar Esti ve Mawtini gibi göç ve müzik odaklı işlerini konuştuğumuz 13 Mart tarihli Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü linkten dinlenebilir ve podcast olarak indirilebilir.

http://acikradyo.com.tr/podcast/202777

Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü- Hussain Hajj

Kobaneli müzisyen Hussain Hajj’la, Kürt müzisyenlerin Suriye ve Türkiye’deki deneyimlerini konuştuğumuz 27 Şubat tarihli program linkten dinlenebilir ve podcast olarak indirilebilir.

http://acikradyo.com.tr/podcast/202633

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü- Rebetiko- Haris Rigas, Güneş Demir

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü’nde Haris Rigas ve Güneş Demir’le geçmişi ve bugünüyle rebetikoyu konuştuğumuz 13 Şubat tarihli programın kaydı linkten dinlenebilir ve podcast olarak indirilebilir.

http://acikradyo.com.tr/podcast/202437

Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü-Enzo İkah

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü’nde Enzo Ikah’la, Kongo’dan İstanbul’a uzanan hikayesini ve geçtiğimiz on yıl içinde göçmen bir müzisyen olarak Türkiye’deki deneyimini konuştuğumuz 30 Ocak tarihli yayını Açık Radyo web sitesinden dinleyebilir, podcast olarak indirebilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/202261

Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü- Murat Meriç 2

Murat Meriç’le sohbetimize devam ederek, Almanya’daki Türkiyelilerin müziksel üretimlerinin farklı dönemlerini konuştuğumuz 16 Ocak tarihli ikinci programa Açık Radyo web sitesinden ulaşabilir, podcast olarak indirebilirsiniz.

http://acikradyo.com.tr/podcast/202260

Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü-Murat Meriç

Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü’nün 2 Ocak tarihli programında müzik yazarı Murat Meriç’le, Türkiye’den Almanya’ya göçün, 1970’lerde Türkiye’deki popüler müzik üretiminde bulduğu yankıyı, kendisi göç deneyimi yaşamamış Türkiyeli müzisyenlerinin yazdığı göç şarkılarını konuştuk. Sohbetimize 16 Ocak saat 19.00’da göçmen müzisyenlerin Almanya’daki müzik üretimleriyle devam edeceğiz…

2 Ocak tarihli yayına linkten ulaşılabilir:

http://acikradyo.com.tr/program/196924/kayit-arsivi

Göçmenin Müziği Müziğin Göçü-Mustafa Avcı

Etnomüzikolog Mustafa Avcı’yla New York’taki post-Osmanlı göçmen toplulukların müzik arşiv ve pratiklerini konuştuğumuz 5 Kasım tarihli Göçmenin Müziği Müziğin Göçü linkten online ve podcast olarak dinlenebilir.

http://acikradyo.com.tr/podcast/198080

Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü- Stavros Anestidis

Stavros Anestidis’le Atina Küçük Asya Araştırmaları Merkezi arşivinde yer alan ve büyük kısmı 1922 sonrasında Kapadokya, Karadeniz ve İzmir çevresinden Yunanistan’a göçmek zorunda kalmış Anadolu Rumlarından 1930’larda alınmış ses kayıtlarına dayanan müzik arşivini konuştuğumuz 21 Kasım tarihli Göçmenin Müziği, Müziğin Göçü aşağıdaki linkten dinlenebilir ve podcast olarak indirilebilir.

http://acikradyo.com.tr/program/gocmenin-muzigi-muzigin-gocu